Fırtına yaklaşıyor
İki günbatımı
Yaz mevsiminde
***
Yaz çimenliği
Hepsi bırakılmış
Savaşçıların rüyalarının
***
Bir karga
Boş bir dala kondu
Sonbahar akşamında
***
Bir yaban domuzu da
Diğer şeylerle birlikte
Bu fırtınada uçtu
***
“Çeltik sulayan
Köylü sesleri vardı
Yaz mehtabında”
Haiku
Toyotomi Hideyoshi
1536-1598
Yaşamım
çiğ gibi görünüp
çiğ gibi geçip gitti.
***
Uesugi Kenshin
1530-1578
Verimli uzun bir yaşam neredeyse bir kupa sake’dir;
kırk dokuz yıllık yaşam bir rüya gibi geçti;
ne yaşamın ne olduğunu bilirim ne de ölümün.
Yıllar birbirini kovaladı – Hepsi bir rüya gibi.
Cennet ve cehennem arkada bırakılır;
Mehtaplı şafakta bekledim,
Dostluk bulutlarından özgür olarak.
***
Ota Dokan
1432-1486
Bilmemiş miydim
şimdiden ölü olduğumu.
Yas tutacaktım
kayıp yaşamım için.
***
Shiaku Nyudo
?- 1333
Kılıcımı ileriye doğru tuttum,
boşluğu kestim,
büyük ateşin ortasında,
rahatlatıcı bir esinti aktı.
Haiku
Tokugawa Ieyasu
1542-1616
Geçen ya da kalan zaman hep aynıdır.
Tek farklılık neler yapabildiğindir.
Ah, ne kadar hoş! İki uyanış ve tek uyku.
Zamanın akıp geçtiği bir dünya rüyası!
Erkenden doğan şafağın kızılımsı renkleri!
***
Hojo Ujimasa
1538-1590
Sonbaharın son esintileri,
bulut kütlelerini uçurur
ayın saf ışığına
ve bulutlanan aklımız buğulu,
seni pınar gibi çevreler.Şimdi gözden kaybolduk,
Güzel! Neyi düşünmeliyiz?
Biz gökyüzünden geldik.
Şimdi yeniden geri dönmeliyiz.
Bu görünen son noktadır.
***
Minamoto Yorimasa
1104-1180
Çürümüş bir kütük gibi
yarısı toprağa gömülmüş –
Hayatım çiçek açmadı,
acı son geliyor.
Hakaret ve şaşkınlık
Birisi birgün Buda’ya küfür etti.
Onun müridi Ananda: "Ben çok kızıyordum ve sen ise sessiz kaldın. En azından benim bir şey söylememe izin vermeliydin; onu hizaya getirirdim." dedi.
Buda dedi ki, "Beni şaşırtıyorsun. Önce o beni şaşırttı şimdi de sen beni şaşırtıyorsun. O her ne dediyse basitçe alakasızdı. Onun bizimle hiçbir bağlantısı yoktu, öyleyse ona niye bulaşalım? Ama sen beni daha çok şaşırtıyorsun: Sen çok rahatsız oldun, kızgın görünüyorsun. Bu aptalca. Birisinin hatası için kendini cezalandırmak aptalcadır. Sen kendini cezalandırıyorsun. Sakinleş. Kızmak için bir neden yok; çünkü kızgınlık ateştir. Niçin kendi ruhunu yakıyorsun? Eğer o bir hata işlediyse, niçin kendini cezalandırıyorsun? Bu aptalca."
Onun müridi Ananda: "Ben çok kızıyordum ve sen ise sessiz kaldın. En azından benim bir şey söylememe izin vermeliydin; onu hizaya getirirdim." dedi.
Buda dedi ki, "Beni şaşırtıyorsun. Önce o beni şaşırttı şimdi de sen beni şaşırtıyorsun. O her ne dediyse basitçe alakasızdı. Onun bizimle hiçbir bağlantısı yoktu, öyleyse ona niye bulaşalım? Ama sen beni daha çok şaşırtıyorsun: Sen çok rahatsız oldun, kızgın görünüyorsun. Bu aptalca. Birisinin hatası için kendini cezalandırmak aptalcadır. Sen kendini cezalandırıyorsun. Sakinleş. Kızmak için bir neden yok; çünkü kızgınlık ateştir. Niçin kendi ruhunu yakıyorsun? Eğer o bir hata işlediyse, niçin kendini cezalandırıyorsun? Bu aptalca."
Nesnellik ve öznellik..
Çinli zen ustası Hogen, taşrada küçük bir tapınakta yaşamaktaymış. Bir gün seyahat etmekte olan dört rahip çıkagelmiş ve ısınmak için ateş yakıp, bahçede konaklamalarının mümkün olup olmadığını sormuşlar...
Ateş yakmakla meşgullerken kendi aralarında yaptıkları, "nesnellik ile öznellik" hakkındaki tartışmaya kulak misafiri olmuş Hogen ve yanlarina gidip sormuş: "burada büyük bir taş var. ne dersin, bu taş aklının içinde mi yoksa dışında mıdır?"
rahiplerden biri cevaplamiş: "budist düşüncesiyle bakarsak hersey aklımızın yarattığı bir nesnelliktir, o yüzden derim ki, bu taş benim kafamın içindedir."
Hogen: "o zaman kafanın bayağı ağır olması lazım, eğer bu kadar büyük bir taşı kafanda taşıyorsan."
Ateş yakmakla meşgullerken kendi aralarında yaptıkları, "nesnellik ile öznellik" hakkındaki tartışmaya kulak misafiri olmuş Hogen ve yanlarina gidip sormuş: "burada büyük bir taş var. ne dersin, bu taş aklının içinde mi yoksa dışında mıdır?"
rahiplerden biri cevaplamiş: "budist düşüncesiyle bakarsak hersey aklımızın yarattığı bir nesnelliktir, o yüzden derim ki, bu taş benim kafamın içindedir."
Hogen: "o zaman kafanın bayağı ağır olması lazım, eğer bu kadar büyük bir taşı kafanda taşıyorsan."
Değer
Öğrencilerinden biri çinli zen üstadı Sozan'a sormus: "dünyada, en değerli şey nedir?"
Sozan cevaplamis: "ölü bir kedinin kafasi."
"neden ölü bir kedinin kafasi dünyada, en degerli seydir?" diye sormuş öğrenci.
Sozan: "çünkü hiç kimse ona bir fiyat biçemez."
Sozan cevaplamis: "ölü bir kedinin kafasi."
"neden ölü bir kedinin kafasi dünyada, en degerli seydir?" diye sormuş öğrenci.
Sozan: "çünkü hiç kimse ona bir fiyat biçemez."
Bir elin sesi...
Günün birinde ünlü bir vaiz olan Memiya, zen üstadlarindan birine yardim almak icin gitmis. zen üstadi Memiya'dan bir elin sesini aciklamasini istemis. konsantre olup bir elin sesi ne olabilir, nasil bir ses olabilir diye düşünmeye başlamis Memiya.
"yeteri kadar siki calismiyorsun." demis zen ustadi. "yemeğe, refaha, rahata, diğer şeylere ve o ses'e gereğinden fazla bağlanmışsın. Eğer ölseydin daha iyi olurdu. bütün problemleri cözerdi o."
Diğer bir sefere gene üstadin karşına cıkmış Memiya ve üstad gene bir elin sesi'yle ilgili ayni soruyu sormuş.Bu sefer bir anda bir ölü gibi yere yığılmış Memiya.
"şimdi bir ölüsün, tamam?" demis ustad. "ama bir elin sesi ne oldu?"
Memiya yukari bakip "o problemi daha çözemedim." demiş.
ustad kizginlikla; "ölü insan konuşmaz!" demiş. "çık dışarı."
"yeteri kadar siki calismiyorsun." demis zen ustadi. "yemeğe, refaha, rahata, diğer şeylere ve o ses'e gereğinden fazla bağlanmışsın. Eğer ölseydin daha iyi olurdu. bütün problemleri cözerdi o."
Diğer bir sefere gene üstadin karşına cıkmış Memiya ve üstad gene bir elin sesi'yle ilgili ayni soruyu sormuş.Bu sefer bir anda bir ölü gibi yere yığılmış Memiya.
"şimdi bir ölüsün, tamam?" demis ustad. "ama bir elin sesi ne oldu?"
Memiya yukari bakip "o problemi daha çözemedim." demiş.
ustad kizginlikla; "ölü insan konuşmaz!" demiş. "çık dışarı."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)